logo

Thursday 14th of December 2017

Giriş Formu




VEYSELDE ASK ÜCLEMESI PDF Yazdır e-Posta
VEYSEL KAYMAK tarafından yazıldı.   
Perşembe, 19 Nisan 2007 02:30

VEYSEL’DE AŞK ÜÇLEMESİ                       

 YAR AŞKI                      

Bugüne değin, “Aşık Veysel ve aşk konusu” ayrı bir bölüm olarak işlenmedi. Hemşehrisi, Yazar Erdoğan Alkan, “Kör Oldum Veysel Oldum” adlı eserinde bu konulara, özellikle de, Veysel ile Esma’nın çocukluk ve gençlik dönemlerine ait, kurgusal aşk temalarına geniş yer vermektedir. Kitapta, daha çok kurgusal olarak yer alan, Veysel ve Esma’nın çocukluk, gençlik aşkları uzun uzun anlatılır. Bunlara örnek vermek gerekirse Esma, daha çocukken kırlara çıkıp dolaşır. Bereket Tanrıçası “Kibele” ye rastlar. Kibele kırda her derde deva otlar, çiçekler toplamaktadır. Bunlarla ilgili olarak Esma’ya bilgi verir. Konuşmasının bir yerinde koynunda, küçük bir şişede sakladığı ölü kelebeği çıkarır, “Bu kelebeğin adı Sevita, dört yapraklı yoncaya konar, işte bu kelebeğin konduğu otu arıyorum” der. Esma’nın sorusu üzerine de, dört yapraklı yoncanın körlerin gözünü açmaya yaradığını söyler. Esma, bunun üzerine, Veysel’in gözünün açılması için, kırlarda dolaşarak dört yapraklı yonca arar, yine bu amaçla, çeşitli büyüler yapar. 

Gerçekten, başlangıçta, Veysel ile Esma’nın aşk ilişkileri var mıdır? Bunun yanıtını yine adı geçen eserde aramayı sürdürürsek, o günün gerçekleri, Veysel’in âmâ durumu göz önüne alınırsa, bu pek mümkün görünmez. Aynı köylü olarak diyebilirim ki, geleneklerde, örf ve adetlerde fazla bir değişiklik bugün bile yoktur. Özetle Veysel çocukluğunda ve gençliğinde Esma ile zaman zaman karşılaşmış, konuşmuş, hatta ona aşık bile olmuş olabilir. Karşılıklı birbirlerine aşık olmaları ise gerçekçi görünmüyor. Eser her ne denli izlenimsel, sembolist bir yaklaşımla kaleme alınsa bile, aynı zamanda belli bir birikimin, incelemenin de ürünüdür. Bu nedenle Veysel’le Esma’nın aşkı başlangıçta sembolik bir aşktır.    Bütün bunlarla birlikte, sonu ayrılıkla biten olaylı evlilikleri sırasında aralarında sevgiden, aşktan söz edilebilir. Öyle olmasa, Veysel’in yazmış olduğu sayısız aşk şiirlerinin kaynağını, başka nerede arayabiliriz?  “Bir seher vaktinde gençlik çağımdaSevdası kalbime geldi gizlendiBoynum eğri sere serpe gezerkenAklımı başımdan aldı gizlendi. Hayal mıdır, ürüya mı ben şaştımÇok aradım köşe köşe dolaştım Sevda derler bir sahile ulaştımAşkın deryasına daldı gizlendi. Melek miydi, huri miydi, peri mi?Bir güzele benziyordu durumu


Dedi Veysel farş eyleme sırrımı

Bilmem nere gitti, noldu gizlendi.”  Bir başka şiirinden mısralar;  

“Veysel der bir yarin derdine düştüm
Aşkın dolusunu elinden içtimKendi kaçtı hayaline ulaştım.”    

Yine sevgi şiirinden iki dörtlük;   

“Durmaz yanar tütünü yok
Yazısı yok, sütunu yok
Bu sevdadan çetini yokUzun boylu bir savaştır.  .... 

Bu Veysel’in arzu sende
Muhabbetin kadım canda
İşitsem seni Yemen’de
Gönül bulur uçan kuştur.” 

Bir başka şiirinde ise şöyle seslenir: 

“Aşık oldum diyar diyar dolaştım
Nerde dertli görsem derdimi açtım
Ey olmaz dermansız bir derde düştüm
Hasreti kalbimde yar uyandırır. 

Gezerim alemde ben bir Mecnun’um

 Dünyadan bihaber geçiyor günüm
Canı dilden bir güzele vurgunum
Veysel’i gafletten yar uyandırır.”              

Daha onlarca şiirinde sevda ve aşkı işler Veysel, Ümit Yaşar’ın bir şiirinde yazdığı gibi, aşkı okur, aşkı dokur. Bu bölümü şöyle tamamlayalım:  

“Zaman gelip göçler geri dönerken
Güzellerin yaylasından inerken
Dilberler doldurup bade sunarken
Veysel Şatır hatırlara düştü mü?” 

Düşmez olur mu Koca Veysel, ne zaman unutuldun ki... 
 

DOĞA AŞKI  

Veysel doğayı yedi yaşına dek görmüş, tanımış, algılamış. Ondan sonra bir anlamda ona hasret kalmış, onun da sevgisi ile yanmış, tutuşmuş. Yeri gelmiş sadık yar demiş, vefasız yar yerine ona şiirler yakmış, derdini anlatmış. Onu acısını unutturan, dindiren ana kucağı olarak görmüş. Bütün dertlerini ona anlatmış, kötülük etse bile kendini gül ile karşılamış, ayrıca bütün kusurlarını toprak gizlemiş. Ona ulaşmakla tüm acılarının dineceğini düşünmüş. Yazar Muzaffer Uyguner, “Aşık Veysel” adlı kitabında bu konu ile ilgili olarak; “Veysel varlığın gizini doğada bulur. Doğada insanın, bitkilerin, hayvanların, böceklerin, birbirleriyle etkileşimlerini derinden duyumsar. Ayrıca toprağın ekonomik açıdan da önemini görür, onun bir üretim aracı olduğunu şiirlerinde belirtir. Adem’den bu deme neslini getirmiştir” der.  

“Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel’i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır.”     

Ağaçların yeşillenmesi, kuşların ötüşmesi onu sevince boğar:  

“Cümle ağaç uykusundan uyandı
Giyinmiş donunu yeşil atlastan
İrenk irenk çiçeklere boyandı
Gidermiş kederi kurtulmuş yastan”   

Köyünün dağına, taşına, yaylasına da aşıktır Veysel. En içli, en değme şiirlerini onlar için yazmıştır:  

“Sinemi yakıyor sılanın aşkı Deli gönül farımadan yetişek” 

Der ve sorar:  

“Arzusun çektiğim Beserek Dağı
Elvan elvan çiçeklerin açtı mı?
Garip öter meşeliğin kuşları
Yavru şahin yuvasından uçtu mu?”  

Şu hasrete bakın :  

“Bizim eller yaylasına yürümüş
Tez gidelim o göçlere erelim
Boz dumanlı soğuk sulu yaylanın
Soldurmadan çiçeğin derelim 

Bizim elin menekşesi mor olur
Güzeli aşıka sitemkar olur
Her çiçeğin bir mevsimde yer’olur
Bu sırları tabiata soralım.  

Bülbüller susmadan güller solmadan
Sümbüller kuruyup hep toz olmadan
Yüce yaylam seni duman almadan
Zurba zurba kekliklerin görelim.”  

Doğa sevdalısı Veysel, yaşadığı sürece onu dost bilir, sadık yar bilir. Onu dinler, onu söyler.  

İLAHİ AŞK  

Aşık Veysel’in  felsefi yönü de oldukça belirgindir. Kendinden önceki yüzyıllarda yaşamış ulu ozanlar gibi, kendi de şiirlerinde bu ve benzer konulara oldukça sık yer verir. Aşık Veysel, bir Alevi ozandır. Alevi-Bektaşi kültürü içinde yetişmiş Köy Enstitülerinde, Halkevlerinde bulunmuş, buralardan feyz almıştır. Bazı Alevi çevrelerinde, “Neden Alevi din ulularına, şiirlerinde yer vermedi?” diye eleştirilir. Oysa onun düşüncesi birlik-beraberlik temeli üzerinde kuruludur. Alevi-Sünni, Kürt-Türk-Çerkez ayrımı yapmaz. Geniş halk kitlelerince sevilmesi, saygı görmesi biraz da bundandır. Veysel de Yunus gibi, Mansur gibi Tanrı anlayışını, Tanrı sevgisini dile getirir şiirlerinde;  

“Coşar deli gönül misal-i derya
Mecnun’a sahrada göründü
Leyla
Gördüğüm güzellik hepisi Mevla.  ...

Neyim ne olacak elde neyim var
Karaca’oğlan, Dertli, Yunus soyum var
Mansur’a benzeyen bazı huyum var. 

Hayyam’a görünmüş kadehte meyde
Neyzene görünmüş kamışta neyde
Veysel’e görünür mevcut her şeyde   

Veysel’e göre, mevcut her nesnede var olan güzellik, Tanrının güzelliğinin parçalarıdır. Hatta insana duyulan sevgide, Tanrı sevgisi vardır. Yazar Muzaffer Uyguner, “Aşık Veysel” adlı kitabında Veysel’in tasavvuf konusundaki düşüncesini açıklarken şunları yazar: “Tasavvuf anlayışına göre, en büyük kavuşulması sabırla (buna sabırsızlıkla da diyebiliriz) beklenen sevgili Tanrı’dır. Veysel, “Anın için dedik biz O’na canan” der. “Kimin meftunuyum kimin Mecnunu / Anlaşılmaz böyle bir hal var bende” derken insana duyulan sevginin, Tanrı sevgisi olduğunu söylemek ister. Aynı şiirinde, “Sevgi bende sevda bende yar bende”  dizesi ise, insanın Tanrı’nın bir parçası olduğunu gösteren bir deyiştir. Tanrı’ya yaklaşan insan, kendine en yakın Tanrı’yı bulur.”

Veysel bir başka şiirinde bütün bu sevgileri ne güzel anlatır:  

“Saklarım gözümde güzelliğini
Her neye bakarsam sen varsın orda....
Sen ağaç misali biz dalda yaprak
Meyve çekirdeksin sen varsın orda”  

Yine bir şiirinde:  

“İzi kayıp, kendi gizli bir yare
Aşıkım, peşinde gezerim böyle
Sual etsem bülbüllere, güllere
Güllerden kokusun sezerim böyle.  

Has bahçeye girdim güllere sordum
Çiçekte, çimende izini gördüm
Mekandan münezzeh, gizli sanırdım
Kaplamış alemi nazarım böyle.” 

Demektedir.  Özetle, Veysel’de doğa aşkı, yar aşkı, Tanrı aşkı birbirine girmiştir. Hepsi birlikte ve ayrı ayrı birer güzelliktir, birer sevgilidir, dosttur, ummandır. Uçsuz bucaksız bir aşk üçlemesidir. Veysel aşıktır bu üç güzele...

  Please enter correct API key in plugin settings!

Radyo Veysel

Radyo Veysel Dinlemek Icin Tıklayın...

Alevi Bektaşi Federasyonu