logo

Tuesday 11th of August 2020

Giriş Formu




Sivrialan Genclik Birligi Örgütlenme Sürecinde Notlar I PDF Yazdır e-Posta
KADIM ÜLKER tarafından yazıldı.   
Perşembe, 19 Nisan 2007 02:25

Sivrialan Gençlik Birliği Örgütlenme Sürecinde Notlar I  

KADİM ÜLKER  

İnternetin sunmuş olduğu iletişim olanakları bizlere bir kaç yıl öncesine kadar hayal bile edemeyecegimiz bilgileri ulaştırmakta. İşte bu bilgilerden bazıları da www.sivrialan.net sitesinin sunmuş bilgilerdir.
Sitede Sivrialanlıların kan gruplarından adreslerine kadar bilgilerden tutun da, her akşam sohbetli radyo yayına kadar çeşitli hizmetler sunulmakta. Radyo yayınlarına bir kaç defa girdim de kimlerle karşılaşmadım ki! Daha öncede isimlerini bilmediğim, varlıklarından bile haberdar olmadığım can yoldaşlarımın evlatları ile tanışma olanağı buldum. Ayrıca birbirimizin nerdeyse isimlerini unuttuğumuz eski dostlarımızla dostluklarımızı tazeleme fırsatı buldum.
Bunların dışında internet sitemizde Sivrialan Gençlik Birliği’nin(SGB) kuruluşu ile ilgili duyuruları ve haberleri de takip ettim. Toplantılara ait güzel haberler beni ne kadar sevindirdiyse, başarısızlıkları ise beni o kadar üzmüştü.

Tolantıya katılım çağrıları yapıldı, toplantılar oldu, yüregim hep onlarla attı. Yüregimin onlarla atmasının nedeni neydi ki? İçlerinden sadece toplantıya katılım çağrısı yapan Hasan Erkılıç’ı  tanımaktaydım, diğerlerini ise soyadlarından nereye ve kimlere ait olduklarını çıkarmaya  çalıştım. Anladığım ve çıkarabildiğim kadarıyla SGB’nin oluşturulmasına öncülük eden delikanlı ve genç kızlarımızın bazıları benim de gençlik arkadaşlarımın, bazıları ise kapı komşumuz köylülerimin yüzlerini bile görmediğim evlatlarıydı.

Toplantının yapıldığı yerde yaşamış olsaydım, oğlum ve kızımın çalışmanın içinde olmasını isterdim. Onları, SGB çalışmalarına katılmaları için cesaretlendirir ve yönlendirirdim.Çocuklarım henüz küçük ve  Türkiye’de de değiller. Bundan dolayı da SGB’li abi ve ablalarının yanında olamamaları şimdilik üzüntü kaynağımdır. Günün birinde onlarla birlikte olmaları beni kesinlikle büyük sevince boğacak ve mutlu edecektir.

SGB’li gençler Hasan ile beraber oldukları sürece yanlış yapmayacaklardır. Çünkü Hasan ve Hasan’nın arkadaşları bizler de çok ciddi yanlışlar yapmadık. Bunun nedeni Sivrialanlı gençler olarak birbirimize hep sahip çıkmamızdı.

Bu süreci tanımak için biraz gerilere gidip, tarih içinde bir gezintiye çıkmak isterim. Biz, Sivrialan çocukları dağlarında derlediğimiz, kokladığımız çiçeklerle, güttüğümüz hayvanlarımızla, dahası dostluklarımızla alabildiğine zengindik. Bir de insanlarıyla, komşularıyla, ozanlarıyla dolu doluyduk. Bugün bütün gün evlerde televizyon, bilgisayar önünde oturan çocukları, gençleri düşünüyorum da, vah zavallı çocuklar diyorum.  Ya bizler? Belirtmiş olduğum zenginliklerin dışında aslında fakir de sayılırdık.

Bu yoksullukta,Gadölen’de Kurban Pınarı’nda, Yayla’da, Meşelik’te ve daha nice nice yerlerde hayvanlarımızın karnını doyurmaya çalışıyorduk. Kıraç topraklarımızın çocukları gibi, hayvanlarımız da azla yetiniyorlardı. Bizleri kışın okulda uzun ömürler dilediğim Veysel, İlhami, Burhan ve Muharrem gibi değerli öğretmenlerimiz, yazın ise dağlarda ağbeylerimiz, komşularımız ve korucularımız eğitiyorlardı.

Hem dağlarında aldığımız bu toplumsal, hem de okul eğitiminin çok faydasını gördüm. Bugün sigara içmiyor, kağıt oyunları ile aram hiç yoksa bunu kesinlikle dağlarında, bağlarında ve koyaklarında almış olduğum toplumsal eğitime borçluyum. İşte dağlarında verilmiş olunan derslerden birisi; o yıllarda elimde olan bir deste oyun kağıdının çekip alınması ve orada yırtıp atılmış olmasıydı.  Bir büyüğümüz beni ve yanımdaki arkadaşımı kağıt oynarken görmüştü de; “Bu yaşta oyun kağıtları ile işiniz ne” diye bana ve arkadaşıma fırça atmış, o sert ve nasırlı eliyle kulaklarımızı da çekmişti. Şimdi bunun herhangi bir çocuğa yapıldığında, bunu sonucunun nereye varacagını düşünmek bile istemiyorum. 

Çok fazla anıların geriye kalmadığı çocukluk yılları çabucak geçmişti.
İlkokul bitmiş, ortaokul yılları başlayacktı. O yıllarda da köyümüzde ortaokul yoktu. Nerede, nasıl sorularına cevap vermek gerekiyordu. Aslında o yıllar benim kuşağım için analı, ancak babasız yıllardı. Babalarımız daha iyi bir yaşam için bizleri analarımıza teslim etmişler ve gurbete çıkmışlardı.  Analar hem ana, hem de baba oldular.

Benim kuşağım köyden teker teker ortaokul eğitimi için şehirlerin yollarını tutmuşlardı. Onlar ya evlenip şehirde yaşamını sürdüren ablalarının, ağbeylerinin, ya da dayı, amca, hala teyzelerinin yanına dağılmışlardı. Bazılarımız ise şehirde evler tutarak, kardeşlerimizle kendi başımıza yaşamımızı sürdürmeye çalışmaktaydık.

Ben ablamın yanında yer bulmuştum. Ankara’da okula gidecektim. Ankara’ya bir yolculuğumuz oldu da, hatırladığımda hala tüylerim diken diken olur. Yoculuğumuz köyden Ankara’ya göç eşyası taşıyan kamyonunda olmuştu. Yolculuğumuz yük dolu kamyonun üstünde eşyaları saran iplere sıkı sıkıya sarılarak devam etmişti. 

Kamyonun üstünde yanlız değildim, genç yaşta aramızdan azrailin  gurbette aldığı Ahmet (Türksoy) arkadaşımla beraberdim. Ahmet’in babası Hasan Amca dikkatli olmamış olsaydı, belki de şehre olan o ilk yolculuğumuz son yolculuğumuz olacaktı. Hasan Amca benim ve Ahmet’in kamyonda  şöförmalinin üstünde bulunan kasaya oturmuş olduğumuzu fark etmişti. Önümüzde ise bizi alçak sayılack bir köprü beklemekteydi. Hasan Amca’dan “Çabuk bulunduğunuz yere uzanın” emrini almamış olsaydık, kafalarımız köprüde biçilmiş olacaktı. Otobüslerle, otomobillerle veya uçakta  müzik dinleyerek veya elde gazete ve kitap okuyarak yolculuk yapmak yoktu. Kendi müzigimizi de kendimiz yapmış, Ahmet ile yolculuk boyunca kamyonda türküler söyleyerek, Ankara’ya varmıştık.

Şehre gelmiştik. Şehir hayatı zordu, henüz küçük yaşlarda anasız, babasız gurbet başlamıştı bizim için. Yaşam alışdığımız yaşamdan değişikti, öğretmenler farklıydı, sıra arkadaşlarımız farklıydı. Okullarımız bizim okulumuza hiç benzememekteydi.

Diş fırçalmanın ne olduğunu bile bilmemekteydik, öğretmenlerimden birisi dişlerimin fırçalanmadığını fark etmiş olacaktı ki, bana dış fırçalamamı söylemişti. İşte o an onurumun kırılmış ve dünyamın yıkılmış olduğunu hissettim.  Neyle fırçalanırdı ki dişler? Bizler ağzımızı güzelce yıkar, bir de bulursak Sivrialan’ın o sert sulu elmasını yerdik. İşte bu bizim ağız bakımımızdı.

Ortaokulun üç yıllık süresini hep aynı okulda ve aynı şehirde bitirmek mümkün olmamaktaydı. Köyümüzden başlayan göçler,  bir şehirden başka bir şehre devam etmekteydi.Notlarıma devam edecegim.

 

  Please enter correct API key in plugin settings!

Radyo Veysel

Radyo Veysel Dinlemek Icin Tıklayın...

Alevi Bektaşi Federasyonu