logo

Thursday 14th of December 2017

Giriş Formu




AŞIK VEYSELİ BİR KEZ DAHA ANARKEN PDF Yazdır e-Posta
Sivrialan.Net tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Şubat 2008 00:36

AŞIK VEYSEL’İ BİR KEZ DAHA ANARKEN

SİVRİLAN KÖYÜ’NDE SANATA VE SANATÇIYA BAKIŞIMIZ

 Hasan ERKILIÇ

 

Sevgili okuyucular, öncelikle 35.ölüm yıldönümünü 21 mart’2008 de yaşayacağımız Büyük Usta Aşık Veysel’i bir kez daha saygı ile anıyorum. Aşık Veysel’imizin şahsında Sivrialan köyünde bu güne kadar yetişmiş,  gelmiş geçmiş ve yaşayan, gördüğümüz göremediğimiz veya görmemezlikten geldiğimiz değerleri kaleme almanın zamanının gelip de geçtiğine inananlardanım. Son günlerde site sayfamızda sık ama seviyeli bir şekilde yaşanan bir tartışmaya ışık tutmak adına, bu konu ile ilgili görüşlerimi de aşağıda okuyup, değerlendireceksiniz.

 

AŞIK VEYSEL’İ YARATAN ŞARTLAR:

 

1894 yılı Osmanlı İmparatorluğunun emperyalist devletler tarafından bölüşüm sofrasına konup, paylaşılmaya başlandığı yıllardır artık. İşte Veysel böyle bir dönemde dünyaya yedi yaşında kapanacak olan gözlerini açmıştır. Veysel’in dünyaya geldiği coğrafya zaten 300 yıla yakındır Osmanlı’dan ümidini kesmiş, kendi adaletini, kendi eğitimini, kendi ekonomisini, kısacası kendi düzenini baştan aşağı kuran Alevi- Bektaşi inancıyla yönetilen bir coğrafyadır.

Bu coğrafya kendi eğitim yerlerini kendisi kurmuş, En yakın yörelerimizde Ortaköy’de Mustafa Efendi Tekkesi, Hardal Köyünde başka bir tekke ve doğduğu köy olan Sivrialan’da da Gani Abdal Tekkesinde insanlar kendi yaşam biçimlerini Alevi- Bektaşi kurallarına göre biçimlendirmektedir artık. Veysel’in babası Karaca Ahmet bir Bektaşi’dir. Öncelikli düşüncesi oğlu Veysel’in bir şeylerle oyalanıp çektiği acıyı dindirmesidir. Bu nedenle ona bir saz verirler Ortaköy deki Mustafa Efendi Tekkesinden. Veysel daha sonraları babasını ile birlikte bu tekkenin sürekli ziyaretçilerinden olmuştur. Burada Veysel sadece sazını tıngırdatmamış, aynı zamanda Alevi- Bektaşi inancının ne olduğunu da öğrenmiştir. Veysel’in özünde burada öğrendiği, Şah Hatayi’dir, Yunusudur, Pir sultan’dır. Bu nedenle Veysel sofu bir alevi değil, Alevi- Bektaşi kültürünün ana harcı olan Vahdet-i Vücutcu’dur. Yani Veysel, ölmeden önce ölenlerdendir. Yani Veysel Enel-hak’çı dır dır. Tanrı ile bütünleşenlerdir Veysel. Burada Veysel’i Alevi- Bektaşi kültürünün sadece yaşayan boyutunda ele almak gerekir. Veysel bu konularda kuralcı olmamıştır çünkü. Veysel’in şiirlerine baktığımızda da bunu çok net olarak göreceğiz ki, Veysel tanrı ile hem sevişir, hem dövüşür. Tanrı onun gözünde sevgilidir ama halden bilmeyen bir sevgili,”kendini çıplak dışarı atan” bir sevgilidir. Bu nedenle Veysel’i kuralcı bir Alevi- Bektaşi kategorisi’ne oturtmak yanlıştır. bence. Eğer Veysel sadece işin kuralcı alevi Bektaşi boyutunu kavramış olsaydı şiir yazan, beste yapan ve bunu cemlerde icra eden Hıdır Dede (GÜÇ) olurdu. Zaten Veysel’in tekkelerde geçen dönemi de neredeyse çocukluk, en fazla buluğ çağlarıdır.

Veysel’in esas yönü Cumhuriyet ozanlığı ve Cumhuriyet sevdalısı oluşudur. Veysel’in Şiirlerine bakınca bunu daha net görebiliriz. Toprak, Çiftçiler, Kızılırmak, Olaydım Cephede Kahraman Asker, Gel birlik kavline girelim kardeş, Okul, Atatürk’e ağıt vs. vs.

 Veysel’in tanrı üzerine yazdığı üç şiirini bilirim; bunlar, Gizlendi, Sen varsın orda ve Beni çıplak dışarı attı şiirleridir. 3 şiirin 2 sinde tanrıya olan sevgisini dile getirirken, bir şiirinde de tanrı ile esaslı bir hesaplaşmaya tutuşmuş ve tanrısına “etmediğini bırakmamıştır”… Veysel’i buluğ çağına kadar yetiştiği kültürden soyutlayıp, sadece Cumhuriyet ozanı olarak göstermeye çalışmak ta Veysel’i iyi anlayamamaktır. Veysel, tek kelime ile Vahdet-i Vücutçu ve Enel_hak’çı büyük bir Cumhuriyet ozanıdır.

 

 

AŞIK KÜÇÜK VEYSEL – HIDIR DEDE

           

 Aşık Veysel döneminde, Sivrilan köyü kültürüne ağırlıklarını koymuş başlıca isimler ise; Aşık Veysel’in 21 yıllık yol ve türkü arkadaşı Aşık Küçük Veysel (ERKILIÇ) ’dir. Aşık Veysel,  küçük Veysel’in hakka yürüdüğünü duyar duymaz boşuna “ işte ben şimdi kör oldum” dememiştir.

Aşık Veysel’in söylediği bir çok türkünün beste kaynağı öyle sanıyorum ki Hıdır Dede (GÜÇ) dir.  Hıdır dede yaşamı boyunca alevi cemlerinde cem yürütmüş, Daha çok Yozgat’ın neredeyse, merkez ve tüm ilçe köylerinde talipleri olan ve kendini inancın adaletine adamış mütevazı ve sıradan yaşamaya özen gösteren adeta bir evliyadır. Kendini inancın adaletine adamıştır dedik; bir anı; Hıdır dede her yıl olduğu gibi yine taliplerinin köyüne yolu düşer, Cem kurulur, çalınıp söylenecektir.  Dede sorar; “Bir birine küs olan, bir biri ile davacı olan biri var mıdır? , var ise şimdi söylesinler veya cemi terk etsinler, yok ise herkes sussun” diye. Yakın köyden bir Sünni inançlı vatandaş Cem’e gelmiştir, borçlusundan davacı olmak için. Ayağa kalkar ve “ ben şu vatandaştan davacıyım. Taa!! geçen yıl benden bir çift öküz aldı, harmandan sonra öderim dediği halde, şu gün oldu hala ödemedi, ben davacıyım “der. Bunan üzerine hıdır dede, davacı olan Sünni inançlı vatandaşın parasını kendi cebinden öder ve “Ben o kişiden sonra alırım” diyerek, Sünni inançlı vatandaşı ceme katmadan yolcu eder. Hıdır dede’nin kalbi temizdi ve o kalp temizliği de inancında her zaman karşılığını buluyordu. Yine bir anı; Dedem evinin damı akmaması için Köyümüzde Fezandık diye adlandırılan mevki den, kağnı ile toprak getirecektir. Bu toprak kırmızı olduğu için diğer topraklardan farklı olarak adeta bir dolgu malzemesi görevini yapmakta ve bacaların damlarının akmasını engellemektedir. Köyümüzden iki delikanlı, birinin ismi İsmail (BAŞBOĞA)Pehlivan, diğerinin ismi de İsmail (ÖZER)  Çavuş’tur. İkisinin de gençlik ve cahillik çağıdır. Hıdır Dede’min kağnısının küpüne çıkıp başlarlar üzerinde köpü kırmak için uğraşmaya. Köp zarar görse de dedemin kağnısı o engebeli ve daracık yollardan aşarak evine kadar getirir fezanlık toprağını, Ancak İsmail Pehlivan’ın kağnısı büyük pınar’ın başında köyün üst mevkisinde düm-  düz yolda giderken olduğu yerde ters dönüyor ve kağnı adeta tuzla buz oluyor. O günden sonra İsmail Pehlivan ne zaman köyden dışarı çıksa gelir hıdır Dede’den himmet dilemeden gitmezmiş. Hıdır Dede’nin cemler de söylediği 44 adet duaz-ı imam tarafımdan kaleme alınmış olup, yakında Hıdır Dede’nin yaşamı ve Alevilikte Cem’i anlatan bir kitap sizlerle buluşacaktır. Çünkü Hıdır Dede yazılması ve iyi anlaşılması gereken bir evliyadır.

Aşık Veysel’in yaşadığı dönemde Sivrilan Kültürü’ne katkı koyanlardan İbrahim TUTUŞ’dur. İbrahim TUTUŞ’un Aşık Veysel’in yaşamında çok önemli yeri vardır. Aşık Veysel’i ilk köy dışına ve Sivas aşıklar bayramına götüren kişi  İbrahim TUTUŞ’dur. Aşık Veysel’in 2.Eşi Gülizar Ana ile evlenmesini sağlayan kişi de İbrahim TUTUŞ’dur. (Kaynak: Derviş Gülseven) İbrahim TUTUŞ’da tıpkı Küçük Aşık Veysel (ERKILIÇ) gibi,  sesini aşığın  sesine katmıştır. Aşık Veysel ile 6 yıl birlikte dolaşıp söylemişliği vardır. Sesini Aşığın sesine katanlardan biri de Veli BOZDOĞAN’dır. . Veli BOZDAĞAN, Aşık Küçük Veysel’in hakka yürümesinden sonra Aşık Veysel ile yollarını birleştirmiş, yanılmıyorsam 4 yıl gibi bir süre aşık ile birlikte söylemiştir.

 

SİVRİALANLI KADINLAR:

 

Alevi- Bektaşi kültürünün egemen olduğu bir toplumda kadınların ön planda olmaması olası değildir. 19.yüzyıl da köyümüzde Fadime isimli bir kadın ozan yetişmiştir. Ancak tüm araştırmalarıma rağmen, bu kadın hangi sülaledendir ne yazık ki tespit edemedim. Emlek Ozanları Antolojisi’nde Sivrialan köyündün Fadime isminde bir ozandan söz etmektedir. Köyümüz 1970’li yılların sonuna kadar tarım ağırlıklı bir köy olduğu için kadınlar tarlalarda ekin biçerlerken “çifteye gitmek” diye tabir edilen türkü söyleme şeklini yerine getirirlerdi. Kadınlar yine kınalarda kız başı överler ve güzel türküler söylerlerdi. Bu kadınlarımızdan; Sarı hatun ( Hatun HIZ), Deli Zöhre (Zöhre BAŞKURT), Fadik BULAN (Sarı hatın’ın kızı), Günümüzde ise;

 Zülgade USLU ( Sarı hatın’in kızı) , Zöhre BAŞBOĞA, Yeter GÜÇ (hıdır dede’nin kızı), Hatice ÇAM , Yeter ERKILIÇ,  Hatun HÜR. Düğünlerde baş övmektedirler. Burada Hatun HÜR ile Yeter GÜÇ için küçük bir parantez açmak gerekiyor. Her ikisi de Doğaçlama türküler de adeta usta olmuşlar. Bunların söyledikleri türküleri önümüzdeki yüz yıllara taşımak bizlerin görevi olmalıdır. Ağıt’ını hüzünlenerek dinlediğim ilk kadın Hanım TUTUŞ’ tur. Emlek Hüyük köyünde evli olan kızı Agül hamiledir ve çocuğunu artık doğurmak üzeredir. Köylü ile birlikte üç gündür yayladadır Agül, doğum anı gelir ancak genç gelin Agül ve çocuğu cansızdır artık. Bunun acısı ile Hanım Kadın bugün bile dinlerken tüylerimi ayağa kaldıran ağıtını yakmıştır; “Üç günlük yayla da ölmek mi gerek…Boranlı yaylam, dumanlı yaylam!..” Köyümüzde şiir yazan kadın olarak benim şimdiye kadar rastladığım diğer bir kadın da Yeter ÖZER’dir. (Büyük Rıza ÖZER’in eşi) Ben kendisinin şiirini okumadım. Ancak Sayın Gülağ Öz’den aldığım bilgiler beni bu konuda oldukça umutlandırmış ve mutlu etmiştir. Ancak bir söz vardır. “Göl yerinde su eksik olmazmış”. Eminim ki, köyümüzde bilmediğimiz o kadar kadın cevherler vardır ki, umudumuz bunların kendilerini saklayıp gizlemeden yarattığı eserleri toplumla paylaşmalarıdır.

 

GÜNÜMÜZ OZAN ve SANATÇILARI:

 

Dedik ya, Göl yerinde su eksik olmaz diye. Aşık Veysel’i yaratan topraklar daha nice aşık ve sanatçılarımızı da yaratmıştır. Bunlar şu anda gözümüzün önünde ve zaman-zaman sohbet edip, hal hatır sorduğumuz kişiler, yani gördüklerimiz. Veya esasında göremediklerimiz.

 

Veysel KAYMAK hoca’mı anlatmaya gerek var mı bilmiyorum? Yazarlığının yanında şairliğini de zaten bilmeyenimiz yoktur. “Madımakta yanan benim” demiş, daha nasıl anlatılabilir bir acı? Veysel hocam gerçekten araştırılıp yazılmaya değer bir kişilik.

 

Gülag ÖZ; Sivrialan Köyü’ne ilk Sosyalist düşünceyi taşıyandır sevgili Öz. Tiyatro oyunculuğu ve tiyatro oyun yazarlığı ile başlayan sanat yaşamı, bu gün esas olarak araştırmacı yazarlığa dönüşmüştür. Bildiğim kadarı ile 9 (dokuz) civarında araştırma kitabı yayımlanmıştır. Kendisini yazarlık sıfatı ile anmak ve gelecek kuşaklarımıza bu sıfatla anlatmaktan sorumlu sayıyorum kendimi.

 

Kadim ÜLKER: Sitemiz ana sayfasında da köşe yazıları çıkan sevgili kadim dostum bu güne kadar 3 kitap tutan araştırma yazıları yayınlamıştır. Kadim ile aynı neslin yetiştirdiği ve kader birliği ettiğim bir can arkadaşımdır. En kısa zamanda kendisinin bu araştırma yazılarını okuyucularla buluşturmasını beklemekteyiz. Yirminin üzerinde de şiiri vardır Kadim ÜLKER’in.  Bir çok internet sitesinde de yazan kadim arkadaşımızın Aşık Veysel ile ilgili olarak yazdığı bir makale TRT de seslendirilmiş olup, yine sitemiz ARŞİV bölümünde o makaleye ulaşmak olasıdır.

 

B.Sami BOZKURT ismi size ne çağrıştırır desem, denilecek ki TRT emeklisi yaşlı bir abımız, hali vakti yerindedir. Oysa B.Sami BOZKURT tam tamına ortalama 150 şer sayfalık 2 tane şiir kitabı yazmıştır. Aslında, hazine gözümüzün önünde.

 

Ahmet HOŞNUT; kimine göre sonradan görme, kimine göre geçinilmesi zor bir insan. Ancak, Ahmet HOŞNUT bir tane şiir kitabını yayımlamış, ikincisini de genişletilmiş baskıya hazırlamak üzereydi 2007 yazında. Şiirlerini okusak, belki Ahmet HOŞNUT’U anlayacağız, belki hak vereceğiz kendisine. Ah o cesaret gösterilip de o şiirler yazanın duygu yoğunluğunda bir okunabilse, işte o zaman sorun kalmayacak.

 

Ali GÜÇ (Abbas oğlu) ;  Şiirlerini okuduğunuzda, sanki Yunus’u okumuş gibi hafifler ve rahatlarsınız. Son yıllarda müthiş gelişme gösterdiğini biliyorum. Zaman- zaman, şiirlerimizi karşılıklı tartarız. Artık yazdıklarını kitap sayfalarına döküp, okurları ile buluşmasının zamanı geldi diye düşünüyorum.

 

Mustafa ÇAM: Mustafa ÇAM ile de tıpkı Kadim ve Abbas oğlu Ali GÜÇ gibi aynı dönemin arkadaşlarıyız. Dikkat edilirse, köyümüzün 3.Kuşağı konumundayız bu arkadaşlarla. 2. kuşak şehir yaşamı ile tanışmış, bizler de okutulmak amacıyla şehre ya ailemizin yanında, ya da bir yakınımızın yanında okumaya başlamışız. İşte bu aynı zaman da köyümüzde siyasi insanların da çoğalarak artmasının başladığı andır. Bu ana önderlik edenler de Gülag ÖZ, Hüseyin ÖZER, Süleyman ÇAM, ve onlarla birlikte 5-6 yaş geriden gelen bizim kuşak oldu.

Sevgili Mustafa şiir konusunda yetenekli olmasına rağmen, yazdıklarını kendisine saklamakta sanırım oldukça becerikli. Bizlere karşı biraz cimri davranıyor gibi geliyor bana. Çünkü bu güne kadar 20 tane şiir yazmış olmasına rağmen daha hiçbir yerde şiirini göremedik kendisinin. Bana bir-iki şiirini okumuştu sadece.

 

 Dursun KAYMAK, müthiş duygu yüklü yazıyor. Toplumsal içerikli şiirleri de müthiş.  

 

Kutman CANAY ismini kaç kişi bilir Sivrialan’da? Veya soru şöyle de sorulabilir, Kutman kaç Sivrialan köylü tanır. Soruyu neresinden sorarsak soralım, bu rakam toplamı iki elimizin parmaklarını geçmez. Yani 10 kişi ya tanır ya da tanımaz. Kutman, Potini gilden Rıza CANAY’ın oğlu, ve lüks restoran’larda hafif müzik sanatçısı. Sanırım meslekleri Avukat olmasına rağmen, sanatı severek yapıyorlar. Üstelik bu işten para kazanan profesyoneller.

 

Melek SİPAHİOĞLU… Bileniniz var mı?. Köyümüzün ilk öğretmeni Sayın Salman SİPAHİOĞLU’nun 3 kızından birisi. Sanırım şu anda Bodrum’a veya Antalya’ya yerleşti sahil restoranları’nda sanata ter akıtanlarımızdan. Melek’te Kutman gibi profesyonel.

 

 

Densin GÜÇ; Kadife gibi bir ses ve daha çok genç,  Densin’e gerekli destek verilirse, ben inanıyorum ki bu topraklarda çıkacak 2.Mustafa özarslan’dır. Şu anda asker ve önünün son derece açık olduğuna inanıyorum.

 

Bu değerler içerisine ilave edilmesi gereken o kadar çok isim var ki, Gerçekten saymakla bitmeyen değerlerimiz var. Ama kıymetini bilene.. Dediğim gibi hazine elimizin altında. Bu değerler kadınımız ile erkeğimiz ile sadece benim kendi çabam ile tespit edebildiğim değerlerdir. Ben biliyorum ki, Güzelim köyümüzde an az yazdığım kadar, tespit edip yazamadığımız değerlerimiz de vardır.

 

Veysel- Hüseyin- Sevgi- Mehmet BOZDOĞAN: Veysel ile Sevgi hem teyze çocuğu, hem de evlidirler. Hüseyin ise, Veysel’in kardeşidir. Mehmet ise, Veysel ve Sevginin çocuklarıdır. Bu grup, Almanya ellerinde bir- çok gurbetçimizin düğünlerinin davetli sanatçılarıdırlar. Birçok görüntülerini net sayesinde izledik. Düşünüyorum da eğer sivrialan.net olmasaydı kaç kişinin bu canların bu işi yarı profesyonel olarak da olsa yaptıklarından haberimiz olacaktı. Özellikle Sevgi müthiş bir ilerleme kaydediyor.   

 

Hüseyin Ercan GÜLERYÜZ-  Veysel Eren ERKILIÇ: Bu site de zaman-zaman yazmışımdır. Eğer Hüseyin Ercan GÜLERYÜZ-Mehmet GÜLERYÜZ bundan yıllar önce bir bayram ziyaretinde birlikte türkülerini söylerken bizler de orada olmasaydık, belki de Veysel Eren ERKILIÇ  de bu gün bağlama çalan bir sanatçı adayı olarak  de aramızda olmayacaktı. Bence, Sivrialan köylüsü olarak Hüseyin Ercan ve Veysel Eren’i daha dikkatli izlemekte fayda var. Çünkü ikisinin eline da bağlama çok yakışıyor ve ikisi de ses olarak umut veren bir ilerleme içerisindeler.

 

Süleyman CENİK: Bu ismi Sivrialan köyünde kaç kişi tanır bilmiyorum.  Annesi Emlek Hüyük köyünden olan Süleyman CENİK’in sesini dinleyenler sanırım Mustafa ÖZARSLAN’ı dinlemiş sayacaklardır kendini. Bana inanmayan Sivrialan.net videolar bölümünde SGB Dayanışma gecesi videolar bölümünü izleyebilirler, sanırım bana da hak verirler. SGB ‘den Söz etmişken, 1.SGB Dayanışma Yemeğinde GRUP YAPRAK’ı dinleyenler sanırım Sivrialandaki sessiz değerlerin farkına daha iyi varmışlardır, Bir Hüseyin Ercan, Bir Fatoş HÜR, Bir Ve bir Ceyda  KEÇECİ her biri başlı başına birer değerdir. Benim görüşüm GRUP YAPRAK,  Hüseyin Ercan öncülüğünde davam ettirilsin.

 

OZAN ALİ GÜÇ

 

Sivrilan köyümüzde Aşık Veysel’den sonra gelmiş ve halen aramızda olan Ali GÜÇ’Ü başlı başına anlatmak sanırım bizler için ozanımıza bir borç olmalıdır. Ali Güç’ün yaşamını kaleme almaya ozan ile birlikte karar verdik. Bu yazılacak. Ancak, Ali GÜÇ her Sivrialan’lının mutlu gününe seve -seve giden, onlarla olmaktan son derece haz alan ve toplumuna son derece bağlı, kültürünün kıymetini bilen önemli bir ozanımızdır. 80 civarında bestelediği şiiri vardır. Bazen insan düşünmeden edemiyor, böyle bir değer başka bir coğrafyada yetişseydi nasıl olurdu diye… Eminim ki Karadeniz halkının topluma sunduğu değerlere baktıkça insan imreniyor gerçekten. Karadenizli onlarca değerini bu toplumda söylenir hale getiriyor da, bizler bir değerimizi dahi Kızılırmak’tan bu tarafa geçiremiyoruz. Sanatımıza ve sanatçımıza bakış açımız değişmediği sürece, onlara yaşarken sahip çıkmadığımız sürece işimiz gerçekten ama gerçekten çok zor.

 

FİLİZ ERDOĞAN

 

“Kırklar meydanına durdum, daha çiğsin piş dediler” Filiz için içimden gelerek yazmam gereken en iyi tanım bu olur sanırım. Evet, Filiz daha ham, daha çocuksu, daha çiğ. Bütün bunlar kabulümdür. Ancak, Filiz’deki gırtlak yapısı, Filizdeki kendini yetiştirme arzusu tüm bunları göz ardı etmemi değil, ama 2.plana atmamı sağlıyor diyebilirim.Filizin  en büyük şansı da eşi Cengiz ERDOĞAN usta bir bağlamacı ile söylerken ve türkü üretirken devamlı birlikte olmasıdır.  Belki de yetiştiği çevrenin doğal sonucu olarak Aşık Veysel türkülerini Filiz kadar içten ve Filiz kadar başarıyla okuyan başka bir sanatçı tanımıyorum desem yeridir. Filiz kendini yetiştirmeye başladığı bir-iki yıllık süreç içerisinde yöresellikten çıkarak, diğer bölgelerimizin türkülerini de gayet başarılı bir şekilde sunmaya başlamıştır. Ben Filiz’in bu yeri asla hak etmediğine inananlardanım. O çok büyük başarıları yakalamaya layık bir sanatçımızdır. Ozanlarımız ili ilgili yazdığım genel toplumsal eleştirimiz Sanatçılarımız için de geçerlidir. Bizler Sanatçılarımızın kıymetini bilmiyorsak, başkalarından kıymet bilmelerini beklemeye hakkımız yoktur. Sivas ve ilçelerinin onlarca derneği ve vakfı vardır. Bu dernek ve vakıflar her yıl etkinlikler yaparlar ve yöre dışından bir sürü sanatçıya oluk-oluk para akıtırlar. Acaba bu dernek ve vakıflar kendi değerlerimizi ön plana çıkartarak (Karadeniz ve Trakyalıların yaptığı gibi) etkinliklerini gerçekleştirse, kültürümüz daha mı az gelişir, daha mı fazla gelişir. Ben daha fazla gelişir diyenlerdenim. Çünkü yeni yetişen her nesil, hayatın içindekileri örnek alarak ona göre yaşama kendilerini hazırlıyorlar. Ekonomik olarak rahat bir Ali GÜÇ ve Filiz ERDOĞAN yeni yetişen nesiller için onlar gibi olma isteğini artıracaktır. Ve bu da Sanatçımızın ve Sanatımızın güçlü olmasını sağlayacaktır.  

 

 

14.02.2008

 

Sevgiyle,

 

 

 

  Please enter correct API key in plugin settings!

Radyo Veysel

Radyo Veysel Dinlemek Icin Tıklayın...

Alevi Bektaşi Federasyonu